MakroBilet İletişim
 info@makrobilet.com  0(850) 360 32 58

OTOBÜS BİLETİ

  Kalkış
  Varış
  Gidiş Tarihi

GÜNLÜK SEFER SAYISI

17

ORTALAMA YOLCULUK SÜRESİ

03:56

EN UCUZ SEFER ÜCRETİ

25.00

ORTALAMA SEFER ÜCRETİ

31.00

EN ÇOK SEFER YAPAN FİRMA

Metro Turizm

EN UYGUN FİYATLI FİRMA

CSR Seyahat

Safranbolu - Ankara Biletleri

Safranbolu Safranbolu Otogarı 06:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 08:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
30.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 09:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 09:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Araç Araç Otogarı 09:45
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
30.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 11:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
30.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 12:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 12:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 13:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
30.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 14:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 15:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 16:00
HATAY HATAY Otogarı 03:00
25.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 17:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 17:31
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
30.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 19:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 20:00
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL
Safranbolu Safranbolu Otogarı 23:30
ANKARA ANKARA Otogarı 03:00
32.00 TL
SATIN AL

Aramış olduğunuz Safranbolu-Ankara sefer için en ucuz bilet 25.00 TL'den başlamaktadır. En pahalı bilet ise 32.00 TL'dir. Bu güzergafda ortalama bilet fiyatı 31.00 TL'dir. Ödemelerinizi kredi kartı ve banka kartınızda 3D güvenliğinde satın alabilirsiniz.

Safranbolu-Ankara seferindeki en ucuz bilete sahip olan firma : CSR Seyahat
Safranbolu-Ankara seyahatiniz ortalama olarak 03:56 saat sürecektir.
Bu güzergahta ortalama 4 firmanın seferi olup günlük ortalama 17 sefer düzenlenmektedir.
Bu güzergaha sefer yapan firmalar: Metro Turizm, Safran Turizm, Efetur, CSR Seyahat, Safranbolu-Ankara seferlerini, bilet fiyatlarını ve sefer saatlerini MakroBilet.Com'da kolayca arama yaparak Safranbolu-Ankara sefer yapan tüm firmaları arasında karşılaştırma yapabilir ve en ucuz bileti satın alabilirsiniz.

Safranbolu

20 Ekim 2016 Perşembe Saat : 01:18
Safranbolu Terminali
SAFRANBOLU EVLERİ ve MİMARİ ÖZELLİKLER:
Safranbolu Evleri yüzlerce yıllık bir süreçte oluşan Türk kent kültürünün yünümüzde yaşamaya devam eden en önemli yapı taşlarıdır. İlçe merkezinde 18. ve 19.yy. ile 20.yy. başlarında yapılmış yaklaşık 2000 geleneksel Türk evi bulunmaktadır. Bu eserlerin 800 kadarı yasal koruma altındadır. Evler Safranbolu´nun iki ayrı kesiminde gruplanmış durumdadır. Birincisi 'Şehir' diye bilinen ve kışlık olarak kullanılan kesim, ikincisi 'Bağlar' diye bilinen ve yazlık olarak kullanılan kesim.
Şehir, yönetim merkezinin bulunduğu Kale, alışveriş merkezinin bulunduğu Çarşı, evlerin bulunduğu Akçasu, Gümüş, Musalla, Kalealtı ve Tabakhane semtlerinden oluşmaktadır. Bu kesim iklimin olumsuz etkilerine karşı korunmuş, alçak rakımlı iki vadinin içindedir. Burada evler birbirine yakın, sokaklar dardır. Bağlar birkaç yüz metre daha yüksekte, hava akımlarına açık ve daha geniş araziler üzerindedir. Hemen hemen herkesin bir kışlık bir de yazlık evi vardır. Yöre halkı kışın şehirdeki evinde yaşar ve yazın havaların ısınmasıyla Bağlardaki yazlık evine göçer. Ancak 'Çarşı' üretim ve ticaret hayatı yazın da aynen sürer.
Tüm evler kendilerine göre daha merkezi konumdaki kamu binalarına, dini yapılara ve anıt eserlere dönüktür. Hangi evden bakılırsa bakılsın manzara kapanmaz. Evlerin yakın plan cepheleri kör, uzak plan cepheleri açık ve birbirlerini izleyecek konumdadır.
Şehrin ortasında bulunan meydana yönelik yollar ve sokaklar tamamen taş kaplıdır. Anıt eserlerin avluları ve meydanlar da taş kaplıdır. Mevcut taş kaplama tarzı rutubeti en aza indiren, sel sularına karşı dayanıklı ve ağaç köklerinin yeterli su almasına uygun yapıdadır.
Safranbolu evinin boyutu ve biçimini belirleyen üç temel unsurdan söz edilebilir: Çok nüfuslu büyük aile yapısı, yağışlı iklim, kültürel ve maddi zenginlik. Bir ailede karı kocanın normal olarak iki ya da üç çocuğu vardır. Erkek evlat evlendirilince ona ayrı bir ev açılmaz, gelin aynı eve getirilir. Amcalar, yengeler, halalar ve torunlarında dahil olduğu aile hep birlikte bir evde yaşarlar. Evin kadınına işlerde yardım etmek amacıyla evlerin çoğunda evlatlık kız bulunur. Evlatlık kız evin kızı gibi görülür.
Kalabalık aile yapısının yanında evlerde harem-selamlık ayrımı vardır. Ailelerin sahip olduğu hayvanlar evin zemin katındaki ahırlarda barındırırlar. Yağışlı iklim nedeniyle kapalı alan ihtiyacı da fazladır. İnsan ve hayvan yiyecekleri, yakacak odunlar hepsi evin uygun bölümlerinde muhafaza edilirler. İşte tüm bunların sonucu olarak Safranbolu evleri büyük hacimlidir.
Doğa-insan-ev; sokak-ev, sokak-çarşı ilişkileri son derece düzenli ve dengelidir. Çevreye olduğu kadar komşuya da saygı egemendir. Hiçbir ev diğerinin görünüşünü engellemez. Evlerin yapımında taş, kerpiç ahşap ve alaturka kiremit kullanılmıştır. Bahçeler sokaktan taş duvarlarla ayrılmıştır.
Din ve gelenekler evi dışarıya kapar, bu yüzden ev içi ve bahçeler yüksek duvarlarla ayrılmıştır, pencereler kafeslidir, kadın yabancı erkeğe görünmez. Bazen aynı evin içinde bile, kadınlar ve erkekler ayrı ayrı yaşarlar. Safranbolu´da selamlık ve harem olarak ikiye bölünmüş böyle evler vardır. Hacı Memişler Bağ evinde ve Kaymakamlar Evinde harem ve selamlık girişleri değişik katta iki ayrı sokaktan sağlanmıştır. Aile yaşantısını tedirgin etmeden kolay ulaşılabilen bir odası da selamlık olarak kullanılır. Selamlık odaları biraz daha özenlidir.
Evin girişinde zemin katta 'hayat' vardır. Bu bölüm eğer taş kaplıysa 'taşlık' adını alır. Burada ışık almayı sağlayan 'gliste' mevcuttur. Zemin katlarda ayrıca ahırlar, büyük kazan ocakları ve ambarlar bulunur.
Üst katlara ahşap ustalığının üstün örneklerini sergileyen merdivenlerle çıkılır. İkinci kat diğer katlara göre daha basıktır. Bu katta gerektiğinde yatak odası olarak da kullanılabilen bir mutfak bulunur. Gündelik yaşam orta katta geçer. Soğuk kış günlerinde bu katın ısıtılması daha kolay olur.
Üçüncü kat evlerde mükemmelliğe varılan noktadır. Bu katta tavanlar daha yüksektir. Odalara sekiz kenarlı bir çokgenden oluşan sofanın daha kısa olan dört çapraz kenarından açılan kapılardan girilir. Odaların giriş kapıları köşelerdedir ve oda ile doğrudan teması kesen özel ahşap paravana düzeni bulunur. Odaların her biri bir çekirdek aileyi ya da bir aile yakının barındırabilecek tüm unsurlara sahip, bağımsız birim olarak tasarlanmıştır. Bu doğrultuda her odada ahşap dolapların (yüklük) içerisinde bugünün duş kabinlerini andıran gusülhaneler mevcuttur.
Safranbolu evlerindeki çıkmalar, evin dış görünümünü tek düzelikten kurtarır. Evlerin pencereleri çok özel biçimde tasarlanmış olup dar ve uzuncadır. Ahşap kanatlı pencerelerde ayrıca 'muşabak' denilen kafesler bulunur.
Evlerde ısınma ocaklarla sağlanır. Ocaktan alınan közler mangala konarak taşınır. Katlar arasında zaman zaman tecrit malzemesi kullanılmış olsa da ahşap evlerde ısının muhafazası güçtür. Bu nedenle prensip mekanın değil insanın ısıtılmasıdır. Soba ise son dönemlerde kullanılmıştır. Aydınlatma aracı gaz yağı lambasıdır. Son zamanlarda 'lüks lamba' diye tanımlanan, daha büyük boyutlu ve daha fazla ışık veren lambalar kullanılmıştır. Evlerin bazılarının içlerinde serinlik vermesi ve yangından korunmak amacıyla yapılmış olan havuzlar bulunmaktadır.
 
Doğal Güzellikler
A- A+
Doğal Güzellikler
Safranbolu, tarihi eserleri ve evlerinin yanı sıra ilgi çekici doğal güzelliklere de sahiptir. Yoğun orman alanları, yaylalar ve kanyonlar piknik yapmaya elverişli olduğu kadar, yürüyüş, tırmanma gibi diğer turistik etkinliklere de olanak sağlamaktadır.
 
Yaylalar
Uluyayla Safranbolu´ya 50 km. uzaklıkta olup Safranbolu-Ulus ve Eflani İlçelerinin kesiştiği bir noktada bulunmaktadır. 280 hektarlık 7 km. uzunluğundaki Uluyayla çevresindeki ormanlarda pek çok ağaç çeşidini ve yaban hayatını barındırmaktadır. Ortada bulunan gölet, içinden yer altı nehrinin geçtiği mağara ve çeşitli sporlara elverişli yamaçları Uluyayla´nın güzelliğini artırmaktadır.
Sarıçiçek Yaylası; Safranbolu´ya 8 km. uzaklıkta olan bu yayla kamp, dağcılık ve geziler için oldukça uygundur.
 
Doğal Yürüyüş Alanları
Tokatlı Kanyonu
Düzce ve Sakaralan Kanyonları
Eflani Katır Yolu
Yenice Ormanları ve Şeker Kanyonu
 
Kanyonlar 
 
Safranbolu'ya 13 km uzaklıktaki Düzce Köyü'nün biri girişinde, diğeri Kozcağız Mahallesindeki kanyonlar foto safari ve yaban hayatı koruma alanı olarak düzenlenmiş, bakir bir turizm seçeneğidir.
Tokatlı -Gümüş Deresi boyu
Bağlar-Bulak Deresi
Çarşı Aşağı Tabakhane-Dereköy Değirmeni
Çarşı - Yukarı Tabakhane -Akpınar Sokak
Akçasu Kaçak Camisi-Uzunkır
Bulak Mağarası -Çarşı Dışkale Altı-Dibanoz
Gümüş-Misakı Milli-Kanlıkaya bölgede trekinge elverişli parkurlardır.
 
Mağaralar
Bulak (Mencilis) Mağarası; Karabük'e bağlı Bulak Köyü'nün Safranbolu ile sınır teşkil ettiği mağara tabir edilen yerindedir. İlçe merkezine (Çarşı'dan 8,5), Bağlar Değirmenbaşından 5 km uzaklıktadır. Mağaranın iki girişi bulunmaktadır. İlk giriş, su çıkışının olduğu bir ağızdan yapılmaktadır. Ancak 30 m sonra bu çıkış bir sifonla sonlanmaktadır. İkinci giriş ise aktif çıkış ağzının arkasında yer alan tepenin solunda fosil bir ağızdan yapılmaktadır.
Mencilis Mağarası'nın toplam uzunluğu 2.725 m'dir. Mağarada 3, 5, 11 ve 15 m'lik dört iniş yer almaktadır. Mağaranın 350 metrelik kısmı ışıklandırılarak turizme açılmıştır. 
 
Hızar Mağarası; İlçenin Danaköy hudutları içersindedir. Bağlar Değirmenbaşı semtine uzaklığı 5 km.´dir. mağara yatay gelişmiş ve fosildir. Büyük bir ağızdan girilen mağara bir ana galeri ve iki yan pasajdan oluşmaktadır. Bu mağaraların dışında Uluyayla´da henüz yeterince keşfedilmemiş büyük bir mağara girişi ile ormanın iç kesimlerinde derin çukurluk biçiminde ilginç jeolojik oluşumlar mevcuttur.
 
Ağzıkara Mağarası; Harmancık Köyünde bulunan Ağzı Kara Mağarası'da sarkıt, dikit ve diğer jeolojik oluşumlar bakımından farklı bir güzellik ve zenginlik içermekte olup henüz turizme açılmamıştır.
 
Arkeolojik Alanlar 
 
İlk çağ tarihlerinde Paflagonya olarak bilinen yörede saptanan 116 kaya mezarının büyük çoğunluğu Karabük ili ve çevresinde yer almaktadır. Safranbolu´nun Gündoğan, Üçbölük, Hacılarobası ve Çavuşlar köyleri çevresinde Roma dönemine ait pek çok kaya mezarı bulunmaktadır. Bunların en önemlilerinden 4´ü Hacılarobası köyünde, 5´i Üçbölük köyünde bulunmaktadır. Bir temel kazısında çıkarılan Roma dönemine ait mezar alınlığı bulunmaktadır.
 
Arkeolojik açıdan tespiti yapılan Gümüş semtinde yer alan 'Büyük Göztepe', Konarı Köyünde 'Kocatepe', Barış Mahallesindeki 'Küçük Göztepe', Yukarı Çiftlik Köyündeki 'Keten', Yolbaşı Köyünde bulunan 'Özenler ve Değirmenciler' tümülüsleri önemli olanlarıdır.
 
Safran Bitkisi
 
İlçemize adını veren bitki Safran uzun yıılar boyunca gıda, tekstil ve ilaç sanayinde yoğun olarak kullanılmıştı. Yetiştirildiği bölgelere ve iklim türlerine göre kalitesi farklılaşmakta olup, en kaliteli Safran yöremizde yetişmekte ve talep görmektedir.
 
Dünyanın En Pahalı Baharat Bitkisi,
İlçemize Adını Veren Bitki,
Mübarek Bitki,
Sahteciliği En Fazla Yapılan Baharat,
Kendi Ağırlığının 100.000 Kat Suyu Sarıya Boyayan Bitki,
Adına Festival Düzenlenen Bitki,
Bir Gramı Altının Gramına Eşdeğer Tutulan Bitki...
 
Çok değil zamanımızdan yüzyıl öncesine kadar Safranbolu'da 40 köyde safran üretiminin yapıldığı bilinmektedir. Hatta Safranbolu isminin safranı bol veya safran şehri anlamına geldiği İlçenin ismi söylenirken ilk akla gelen şeylerden biridir. Zaman içerisinde boya teknolojisi ve ilaç sanayi indeki gelişmeler, fiyatının pahalı olması tüketimin iyiden iyiye azalmasına neden olmuştur. Günümüzde Safran tarımı, Devlet destekli projeler ile yaşatılmaya çalışılmaktadır.
Safran çok eskiden beri yetiştirilen önemli bir ilaç, baharat ve boya bitkisidir. Ancak ekim alanı son yıllarda "hiç yok" denecek kadar azalmıştır. Safranın tarihsel ve ekonomik olarak çok önemli iki özelliği bulunmaktadır. Tarihsel özelliği, şirin ilçemize ismini vermiş olmasından ileri gelmektedir. Ekonomik özelliği ise, dünyada çeşitli endüstri dallarında çok geniş kullanım alanı bulunan en pahalı baharat olmasıdır. Dolayısıyla, safranın tarihçesi, morfolojisi, tarımı, hasat edilmesi, hasat sonrası işlemleri ve ekonomik değeri üzerinde durularak, tanıtımının yapılması büyük önem kazanmaktadır.
Bugün, dünya piyasalarında, safranın gramı, altının gramına eşdeğer tutulmaktadır. Safran yetiştiren ve ürününü ihraç eden ülkeler, önemli oranda döviz girdisine sahip olmaktadır. Safranın, özellikle ilaç ve gıda endüstrisinde çok geniş kullanım alanı bulunmaktadır. Kanser araştırmalarında, bazı kanser türlerine karşı ümit var bulunduğu için, safran geniş çapta denemelerde kullanılan bir madde durumundadır. Kullanım alanları göz önüne alındığında, dünyada safrana talebin yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Ancak, safran ekim alanlarının sınırlı olması nedeniyle, elde edilen ürün, talebi karşılayamamaktadır.
 
Safranın ekonomik değerinin çok yüksek olması ve dünyadaki talebin fazla oluşu, safran tarımını önemli duruma getirmektedir. Geçmişte geniş alanlarda safran yetiştirilmiş bulunan ülkemizde, unutulan tarımın tekrar canlandırılması ve çiftçilerin desteklenmesi, ülkemiz ekonomisi için büyük kazanç olacaktır.
 
Safran'ın Tarihçesi
 
Bazı literatür verilerine göre, safranın vatanının Anadolu ve Doğu Akdeniz çevresi olduğu, bazı kaynaklara göre ise, safranın Anadolu,ya Orta Asya'dan göç eden Türkler tarafından getirildiği belirtilmektedir.
Homeros ve Hipocrates, safranın çağlar boyunca İran ve Hindistan'ın Keşmir Bölgesinde yetiştirildiğini kaydetmektedirler. Moğollar safranı Çin'e Araplar İspanya'ya ve Haçlılar Batı Avrupa'ya tanıtmışlardır. Eski Yunan, Roma ve Mısır uygarlıklarında safran, boyama, parfüm, ilaç ve yemek pişirme gibi amaçlarla kullanılmıştır. Kleopatra'nın, safrandan üretilmiş parfüm kullandığına ait kayıt düşülmüştür. Orta-Doğu'da, en az 4000 yıldan beri aromatik tatlandırıcı, parfüm, boya, ilaç ve hatta bir aphrodisiac olarak kullanılmak üzere safran yetiştirilmiştir. Öyle olmuştur ki, safran zaman zaman altın ile eşdeğer tutulmuştur.
Safran Hititliler döneminden beri Anadolu'da bilinen ve ilaç olarak kullanılan bir drogdur. Yunanlılar döneminde, İzmir yöresinde yetiştirilmiştir. Osmanlılar döneminde de önemini korumuş ve 1858 Yılında, 9705 kg. safran İngiltere'ye satılmıştır. Yirminci yüzyılın başlarında, işgücü yetersizliği ve ekonomik güçlükler nedeniyle, ekimi ve üretimi çok gerilemiştir. 1913 Yılında, yalnızca Safranbolu ve Şanlıurfa'da safran tarımı yapılmıştır. Bu dönemde elde edilen safran miktarı ise, yalnızca 500 kg dır. Bu miktar, ülke gereksinimini karşılayamadığı için, 1923 yılından itibaren Avrupa ülkelerinden ithal edilmeye başlanmıştır.Safranın yıllık yurt içi tüketimi 1000 kg kadardır.
Geçmişte safranın Ülkemizde yetiştirildiği yerler, başta Safranbolu olmak üzere İstanbul, Tokat, İzmir, Adana ve Şanlıurfa'dır. Safranbolu'da 40 kadar köyde safran yetiştirildiği kaydedilmiştir. Bugün ülkemizde safran yetiştiriciliği, yalnızca Safranbolu'da Davutobası (dört aile), Yörük (bir aile), Aşağıgüney (bir aile) Köylerinde olmak üzere üç köyde, 4310m2 alanda devam ettirilmeye çalışılmaktadır.Dünya safran ticaretindeki önemli yerimizi kaybettiğimiz gibi, yurt içi üretim tüketimimizi karşılayamadığı için safran ithal etmek durumundayız.
 
Safranın Dünyada Yetiştirildiği ülkeler
Asya'da; İran, Azerbaycan, Hindistan, Pakistan, ve Çin dir. Ayrıca, Yeni Zelanda da yetiştirildiği de belirtilmektedir.
Avrupa'da; Yunanistan, İtalya, Fransa ve İspanya.
Kuzey Afrika'da; Fas ve Mısır.
Orta Doğu'da; İsrail'de yetiştirilmektedir.
 
Dünyada safranın 70 cinsine ait 1800 türü bulunmaktadır. Anadolu florasında ise, Crocus cinsine ait 40 tür saptanmıştır. Bu türlerin bir kısmı ilkbaharda, bir kısmı da sonbaharda çiçek açmaktadır.
 
Safran Bitkisinin Tanımı
Safran, soğan ile üreyen bir bitkidir. Toprak üstü kısmı tek yıllık, toprak altı kısmı çok yıllıktır. Toprak altındaki soğan kısmı üç yıl süresince her yıl filiz vererek yeni bitkiyi oluşturur. Yeni bitki çiçek verdikten ve gelecek yılın soğanını oluşturduktan sonra, toprak üstündeki kısmı kurur. Soğan kısmı, küre şeklinde, üstten ve alttan hafif basık, çevresi kahverengi kabuklarla örtülmüş durumda, büyüklüğü 2-4 cm çapındadır. Toprak üstündeki kısmında, bitkinin iğne şeklinde, ince uzun yaprakları bulunmaktadır. Çiçeklenme, Ekim ayının üçüncü veya dördüncü haftasından başlayarak 15 Kasım'a kadar sürmektedir. Her bir bitkiden ortalama 7-8 adet çiçek alınmaktadır. Bitki boyu 20-25 cm kadardır. Literatür verilerine göre, bitki boyunun 50 cm kadar olabildiği belirtilmektedir. Çiçekler viyole (mor) renkli olup, zambağa benzemekle birlikte, daha çok lale büyüklüğündedir. Çiçekte üç adet erkek organ bulunmaktadır. Erkek organlar sarı renktedir. Çiçeğin asıl önemli olan organı, dişi organdır. Bir adet olan dişi organ yumurtalık (ovary), yumurta borusu ve tepecik (stigma)'dan oluşmaktadır. Tepecik kısmı, uzunlukları 2,5-3,5 cm olan, flament de denilen, ipliksi görünüşlü olarak üç parçaya ayrılır. Tepecik (stigma) koyu kırmızı renktedir. Bitkinin yararlanılan organı, işte bu üç parçalı olan tepecik kısmıdır. Bu kısma "safran" da denilmektedir.
 
Safranın Kullanımı ve Ekonomik Önemi
Safranın ekonomik önemdeki organı, çiçeğindeki dişi organın üç parçalı tepecik (stigma) kısmıdır. Safrana büyük önem kazandıran crocetin, crocin, picrocrocin ve safranal gibi temel maddeler, yalnızca tepecik kısmında bulunmaktadır. Tepecik kısmı % 0,4-1,3 oranında uçucu yağ içermektedir. Uçucu yağın bileşiminde en çok safranal maddesi vardır. Sürdürülen araştırmaların çoğunluğu, belirtilen maddeleri içermesi nedeniyle, tepecik (stigma) üzerinde yoğunlaşmaktadır.
 
Safranın kullanım alanı; Boya sanayi, kozmetik sanayi, ilaç sanayi ve gıda sanayi olmak üzere dört ana başlık altında toplanabilir.
 
1) Geçmişte, boyama işlerinde, kumaş ve halı ipliklerinin boyanmasında geniş olarak kullanılmıştır. Boyama gücünün çok yüksek (kendi ağırlığının 100 bin katı kadar) ve hoşa giden parlak sarı renk vermesine rağmen, pahalı madde olması nedeni ile, bugün genel olarak boyama için kullanımı çok azalmıştır. Sentetik boyalar çok daha ucuz olduğu için safranın yerini almış bulunmaktadır.
 
2) Kozmetik sanayi inde, parfüm üretiminde kullanıldığı belirtilmektedir.
 
3) Safran hem modern tıpta hem de halk hekimliğinde ilaç olarak kullanılır. İştah açıcı, balgam söktürücü ve cinsel gücü uyarıcı etkisi vardır. İştahsızlık, bronşit, boğmaca, hazımsızlık, uykusuzluk, iktidarsızlık, gibi rahatsızlıklarda kullanılmaktadır. Ayrıca adet söktürücü ve çocuk düşürücü olarak kullanılmaktadır. Safran küçük dozlarda iyi bir uyarıcı, yüksek dozlarda vucut sıcaklığını arttırıcı, çok yüksek dozlarda isetoksit etkili olup, kuvvetli kanamalara sebep olur. İnsanlar için letal doz 10-12 g arasındadır. Safran zehirlenmesi özellikle böbreklere yaptığı zarardan dolayı tehlikelidir. Safran, ayrıca kanser araştırmalarında önemli oranlarda kullanılmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri, Japonya, Rusya, İspanya, Fransa, Romanya ve İngiltere'de yapılan kanser araştırmalarında, fareler üzerindeki denemelerden, bazı kanser türleri için umut verici sonuçlar alındığı belirtilmektedir. Ancak, dünyada üretilen safran miktarı, yapılan araştırmalar için yeterli olmamasının yanı sıra, çok pahalı bir madde olması nedeniyle, hem araştırma yapılmasını sınırlamakta ve hem de araştırma giderlerini çok arttırmaktadır. Bu nedenle, safranın seralarda yıl boyunca üretimi için de araştırmalar yapılmaktadır.
 
4) Ülkemiz dışında, safranın gıda sanayi inde kullanılma alanı çok geniştir. Çorba çeşitlerinden et kızartmalarına ve etli yemeklere, tatlılardan tuzlulara, hamur işlerinden kurutulmuş meyvelerin renklendirilmesine kadar, yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin, yemeklerde ve tatlılarda renklendirici ve tatlandırıcı olarak kullanıldığı gibi; hamur, makarna,peynir,tereyağı,sucuk,salam ve sosiste renklendirici; sıcak ve soğuk içeceklerde ve hatta bazı içki çeşitlerinde renklendirici ve tatlandırıcı olarak kullanılmaktadır. Bazı ülkelerde safranlı besinlerin ve içeceklerin hazırlanmasına ait kitaplar yayımlanmıştır. Safranlı besinlerin fiyatı, eşdeğerde olan çeşitlerine göre daha yüksek olmaktadır.
 
Ülkemizde ise, safran kullanımı yaygın değildir. Eskiden beri, yalnızca zerde, aşure ve pilavda safran kullanılmaktadır. Son birkaç yıldan beri de Safranbolu İlçemizdeki lokumcular, diğer lokum çeşitlerinin içine safranlı lokumu da katarak lokum çeşitlerini zenginleştirmişlerdir.
 
Tüm bu belirtilen hususlar, safranın günümüzde ve hatta gelecekte, ekonomik öneminin ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. Safranın dünya piyasalarındaki değerini gösteren, ulusal gazetelerde çıkan, safranla ilgili bazı haberler aşağıda verilmiştir:
Sabah (1995); Dünya piyasalarında 1 kg safran 60 milyon lira.
Anadolu'nun Sesi (1996); Dünya piyasasında 1 kg safran 10 bin dolar.
Milliyet, 1996; Ülkemiz piyasasında 1 kg safran 250-300 milyon lira.
Gazete Pazar (1999; Ülkemiz piyasasında 1kg safran 2 milyar lira.
Günümüzde ise (2002) ; Ülkemiz piyasasında 1 gr safran 10 milyon lira.
Hürriyet (15 Aralık 1998) ; Safran;Ekim ayı çiçeklenme dönemi ve mevsimin ilk çiçekleri perşembeyi cumaya ya da pazarı pazartesiye bağlayan gecenin sabahında açtığı için halk arasında "mübarek bitki" olarak kabul edilir.
Türkiye (21 Ekim 2001) ; Dünyanın en pahalı bitkisi safran; Ülkemizde sadece Safranbolu'da üretilen bitkinin, Türkiye'de kilosu 5-6 milyar, uluslararası pazarda ise 13 bin dolar.Amerika Birleşik Devletleri'nde, safranın perakende olarak bir gramının fiyatı 8 dolardır. Bu değer dikkate alındığında, safranın bir gramının, altının bir gramına eşdeğer olduğu görülmektedir. A.B.D.'de safran satışı, marketlerin reyonlarında yapılmamakta, market yöneticisinin ofisindeki kasada muhafaza edilmektedir. Safran almak isteyen müşteri, yöneticiden peşin ödeme karşılığında safranı satın almakta, kredi kartı kabul edilmemektedir. Ayrıca, İspanya ve Yunanistan'da, safran alış verişi peşin ödeme karşılığı yapılmaktadır.
 
Safran ihracatı yönünden bir örnek verecek olursak; Hindistan'ın toplam ihracat gelirinin %2'sinden fazlası safrandan elde edilmekte ve ayrıca, Hindistan'da yetişen baharatlar arasında en önemli yeri almaktadır(Munshi, 1990)
 
Safran Yetiştiriciliği
 
İKLİM VE TOPRAK İSTEKLERİ:
 
Safranın iklim isteği asmaya benzerlik gösterir ve rüzgara karşı korunmuş güney yamaçlarda iyi yetişir. Yaz kuraklıklarına ve soğanları dona dayanıklıdır. Vejetasyon devresindeki serin ve nemli havalar bitkinin gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Özellikle çiçeklenme devresinde kuru ve güneşli havaları sever. Bu devredeki yağışlar ürünün kalitesini önemli ölçüde düşürür. Çiçekler dona çok hassastır.
 
Safran kumlu, gevşek, taşsız ve iyi drenajlı toprakları sever. Biraz kireçli , tınlı ve killi topraklarda da iyi yetişir. Taban suyu yüksek olan toprakları sevmez. Aşırı yağışlarda toprakta biriken suyun soğanlar çürütmemesi için hafif meyilli tarlalar tercih edilebilir.
 
TOPRAK İŞLEME VE EKİM:
 
Safran tarımında özellikle ilk yılda bitkilerin gelişmesi ve yabancı otların yok edilmesi için toprak işleme çok iyi yapılmalıdır. Genellikle bir yıl önceden toprak nadasa bırakılır. Ertesi yıl ekim zamanın kadar tarla pullukla 4-7 kere sürülür ve tırmıklanır.
 
Ülkemizde ekim Ağustos ayının ikinci yarısı ile Eylül ayında yapılır. Tohumluk olarak eski dikimlerdeki soğanların oluşturduğu yavru soğanlar kullanılır. Bu soğanlar pulluğun açtığı çiziye 12-15 cm derinlikte dikkatli bir şekilde bırakılır. Dikim sırasında birkaç erkek işçi pulluk çizgisini temizler, bir işçi soğanları diker, diğer bir işçide üzerlerine yanmış ahır gübresi serper. Böylece eşit derinliğe iyi bir dikim yapılmış olur. Sıra araları 10-20 cm, sıra üzeri de 8-10 cm kadardır. Ekimden sonra toprak bir defa daha tırmıklanır.
 
EKİM NÖBETİ :
 
Genel olarak safrana ekim nöbetinde yer verilmez. Bir tarladan üç yıl üst üste yararlanılır. Üçüncü yılın sonunda tarla bozulur. Bozulan tarladan soğanlar sökülür, sağlam ve iyi olanlar seçilir ve dikim zamanına kadar muhafaza edilir. Soğanların sökümü genellikle çapa veya bel ile yapılır. Davutobası' nda Haziran'ın ikinci yarısında genelde gündönümü olan 21 Haziran'da soğanlar topraktan çıkarılmakta, başka alanda bir yıl önceden hazırlanmış olan tarlaya, 20 Ağustos'tan itibaren tekrar dikim yapılmaktadır. Soğanlar tarlaya ekilmeden önce, yetiştiricilerin deneyimine göre hastalık bulaşmasın diye, dış kısımdaki kahverengi kabuklardan arındırılmaktadır. Aynı tarlaya 6-7 yıl sonra tekrar safran dikilebilir.
 
İtalya ve İspanya'da safrana önemli zarar yapan Rhizoctonia crocorum ve Phoma Crocophila hastalıklarının ülkemizde görüldüğüne dair bir kayıt yoktur. Yalnız son yıllarda Colaoptera larvası soğanlara girerek zarar vermektedir. Bahse konu zararlı için Ankara Zirai Mücadele Merkez Araştırma Enstitüsü 6-7 yıldır çalışma içindedir henüz pratik bir mücadele yöntemi geliştirilememiştir. Profesör Neşet ARSLAN' a göre zararlı ile mücadele için; soğanlar biraz erken sökülmelidir. Soğanların sökümünde Haziran ayı beklenmeden Mayıs sonlarında veya Haziran başında soğanların sökülmesi halinde Colaoptera zararından soğanları kurtarmak mümkündür. Nitekim hocamızın haklılığı Mayıs Ayındaki ziyaretlerinde görülmüştür. Safran alanlarının tamamı dolaşılmış ve tarlaların hiçbirinde zararlı görülmemiştir. Bizde safrana en fazla tavşanlar zarar vermektedir. Safran soğanlarını çok seven tavşanlar toprağı kazarak soğanları yemekte ve önemli ölçüde tahribat yapmaktadır. Toprak kurtlarının da zararları söz konusudur. Arvicola arvalis (T Alpidae) İspanya da safranın en önemli zararlısı olarak bilinmektedir.
 
HASAT, KURUTMA VE VERİM:
 
Safranın hasat zamanı çiçeklenme devresi olup, yılın iklim şartlarına göre genellikle Ekim ayına rastlar, bazen Kasımın ilk yarısına kayabilir. Hasat 15-20 gün sürer. Safranın hasadı çok yorucudur ve genellikle 2 kademede yapılır. İlkönce yağışlı olmayan günlerde sabah erkenden henüz açmamış tomurcuklar dikkatle kopartılarak sepetlere konur. Sonra bu tomurcuklar gölge bir yere getirilerek açması için tekrar serilir. İkinci işlem açılmış çiçeklerde tepeciğin alınmasıdır. Tepecik küçük bir makasla ve tepecik parçalarının ayrıldığı yere yakın kısımdan kesilir. Kesilen parçada kalan dişicik borusu ne kadar kısaysa kalite o kadar iyi, uzunsa o kadar kötüdür. Davutobası' nda çiçeklerin hasat zamanı 25 Ekim-15 Kasım arasıdır. Sabahın erken saatinde, toplanma kolaylığı nedeniyle çiçekler henüz açılmadan toplanmakta, kapalı mekana getirilen çiçeklerin yaprakları açılarak dişi organ (tepecik) ve erkek organlar birlikte toplanmaktadır. Tepecikler arasında erkek organların da bulunması kaliteyi olumsuz yönde etkilemektedir.
 
Hasat edilen tepeciklerin kurutulması da ayrı bir önem taşımaktadır. Davutobası' nda erkek organlarla birlikte toplanan tepeciklerin kurutulma işlemi geleneksel yöntemlerle yapılmaktadır. Öncelikle tepsilere balmumu eritilerek dökülmekte ve ince bir tabaka oluşturacak şekilde tepsi yüzeyinde yayılmaktadır. Hatta bazen kurutulmakta olan ürünün üzerine eritilmiş balmumu dökülür. Daha sonra erkek organlarla karışık olan tepecikler tepsiye dökülmekte ve tepsi yanmakta olan soba üzerinde 10-20 cm yüksekte meyilli bir şekilde tutularak kurutma işlemi yapılmaktadır. Tepsinin iç yüzeyinin balmumu ile astarlanmasının, kurutma işlemi sırasında materyalin tepsiden kayıp dökülmemesi için yapıldığı söylenmektedir. Ancak kurutma işlemi sırasında, dişi ve erkek organlar da balmumu ile astarlanmaktadır. Balmumunun tepecikleri astarlamasının, uzun süre koruyucu etkisinin olabileceği düşünülebilir. Burada belirtilmesi gereken husus, tepeciklerin erkek organlarla karışık olması ve ayrıca, balmumu ile astarlanmalarının kalitenin önemli ölçüde düşmesine sebep olmasıdır. Bu şekilde verim biraz artar ancak, kalite çok düşer. Bu geleneksel fakat iyi olmayan kurutma metodu ülkemizin safran ticaretinde rolünün kaybolmasında en etkili faktör olmuştur. Alıcı ülkeler bunu bir tağşiş kabul ederek bizden ithalatı keserek başka ülkelere yönelmişlerdir.
 
Kurutma, kurutma dolaplarında veya üzerine kağıt koyarak ekmek fırınlarında da yapılabilir. Kurutma işlemi tepecikler iyice sertleşinceye kadar takriben 40-50 dk sürer.
 
Kurutulmuş ürün şişelere veya tahta kutulara konularak muhafaza edilir. Ürün tekrar nemlenmekten ve ışıktan korunmalıdır.
 
Daha önceleri Hindistan'da da geleneksel işleme metotlarının kullanılması, uluslararası standartlara uyulmaması, toz ve polenlerle kirlenme olması ve düşük oranda pigment içermesi gibi temel yetersizlikler nedeniyle, üretilen safranın kalitesi düşük olmuştur. Daha sonra çiçek hasat ediciler, hava tasnif ediciler, tepecik ve erkek organları ayırıcılar, ışıklı(solar) kurutucular gibi aletler tasarlanarak, laboratuarlarda ve safran yetiştirilen alanlarda denenmiştir. Denemeler sonucunda işlem ekipmanları, yetiştiricilere tanıtılmıştır. Aletlerin kullanıma girmesiyle işçi masraflarından önemli tasarruf sağlanmış ve sonuçta süper kalite ürün yetiştirilmesine başlanmıştır.(Sama, J.K. ve arkadaşları 2000)
 
Safranın verimi yıldan yıla değişir. 3 yıl faydalanılan bir tarlada verim ilk yıl dekara 1 kg kuru tepeciktir. İkinci yıl verim 2-4 kg/dekara yükselir ve 3. yıl tekrar azalarak 1-1,5 kg/dekara düşer. Ortalama 80-120 bin çiçekten 5 kg yaş tepecik, bundan da 1 kg kuru ürün alınır. Çiçek verimi 80-90 kg/da olup, günde 2,5-3,5 kg çiçek /da toplanır. Bir kadın işçi saatte 50-60 gr tepeciği çiçekten ayırabilir. Tüm bu hususlar dikkate alındığında safranın yetiştiriciliğinin çok zahmetli olduğu, ancak küçük arazilerde yapılabileceği kolayca anlaşılabilir. Safranın düşük verimi ve yoğun emek istemesi onun dünyanın en pahalı baharatı olmasının başlıca sebepleri arasındadır.
 
Safran Ticareti ve Safrana Yapılan Hileler
 
Safran dünya piyasalarına bugün daha çok İspanya ve Hindistan (Keşmir) tarafından arz edilmektedir. Ayrıca İtalya, Fransa ve Yunanistan da önemli üretici ülkelerdir. Hindistan' ın Bombay ve İspanya'nın Albecete şehirleri en önemli alış-veriş merkezleridir.
 
Kalitelerine göre Safranlar çeşitli sınıflara ayrılır. Keşmir Safranlarının sınıflandırması şöyledir;
 
1-Extra (STAHİ)
 
2-Orta(MOGRA)
 
3-Düşük(LAÇHA)
 
Ülkemizde de safrana ait bir standart vardır. Bu standarda göre safranlar ekstra, 1. sınıf ve 2. sınıf olmak üzere üç sınıfa, sınıflarda üç tipe ayrılmaktadır.
 
Gerek dünyada gerekse bizde safrana ait standartlar olmasına rağmen çok pahalı bir drog olduğundan, hile ve tağşişler yapılmaktadır. Tarihlerde de buna dair kayıtlar vardır. Safrana yapılan hilelerden Dioshurides ve Plinius bahsetmektedir. Hatta dünyada safran kadar hiçbir drog a bu kadar çok hile yapılmadığı belirtilmektedir. Bundan dolayı Orta Çağda Almanya ve İsviçre'de safrana hile yapanlar ölümle cezalandırılıyorlardı.
 
Safrana yapılan hileleri şu şekilde sıralayabiliriz;
 
1-Safran tepecikleri içerisine başka bitki parçaları koymak suretiyle.Tüm haldeki ve toz edilmiş safrana başlıca Carthamus tinctorius ( aspir, yalancı safran ) çiçekleri, Zeamaydis stigmaları, Curcuma longa rizomları, sarı mantarlar veya safranın tepeciği alınmış dişicik boruları katılmaktadır. Aspir çiçekleri ile yapılan hile en yaygın olanıdır. Ülkemizde de baharatçılarda safran diye satılan ürünün büyük bir çoğunluğu yağ emdirilmiş aspir çiçeğidir.
 
2-Boyanmış organik maddeler, et lifleri, domuz yağı, nişasta, balmumu, elma veya diğer şuruplar ve yağlar. Balmumunun bizde kullanıldığını ve safran ihracatımızı olumsuz yönde etkilediğini yukarıda belirtmiştik.
 
3-Tebeşir, zımpara, sodyum sülfat, ince kum gibi inorganik maddeler
 
4-Boyası alınmış ve kimyasal boyalarla tekrar boyanmış safran tepeciklerinin tekrar kullanılması.
 
 
İlçemizde Safran Üretimi :
 
11 köyde 40 üretici tarafından 37 dekar alanda yetiştiriciliği yapılmakta olup, 1 da alandan optimum koşullarda 0,5 kg safran elde edilmektedir. Safranbolu Safranı 2010 yılında Kaymakamlığımız ve Esnaf Odamızın girişimiyle Türk Patent Enstitüsü 144 tescil numarasıyla Menşe Coğrafi İşaret alınarak tescili yapılmıştır. Bu bitki Ülkemizde sadece Safranbolu'da (Aşağıgüney, Yazıköy, Düzce, Davutobası ve Geren köylerinde) yetişmektedir. Her yıl Kasım ayında 'Safran Hasat Şenliği' düzenlenmektedir.
İlçemizde Safran üretimi İlçe Tarım Müdürlüğü ve Safranbolu Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından desteklenmektedir. Kaymakamlık Hizmet Birliği Kültür Yayınları tarafından , 'Safran', 'Safran ve Safranlı Yemek Tarifleri' isimli kitaplar yayınlanmıştır.
 

Ankara

15 Ekim 2016 Cumartesi Saat : 02:14
Türkiye, Ankara Esenboğa Havalimanı
Ankara Terminali

ADININ KAYNAĞI

Ankara adının kaynağı kesin olarak bilinememektedir. Belgelere dayanmayan ve günümüze kadar gelen söylentilere göre; tarihte bahsedilen ilk adı Galatlar tarafından verilen ve Yunanca çapa anlamına gelen Ankyra’dır. Bu isim zamanla değişerek Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora ve nihayet Ankara olmuştur.

TARİHİ

Helenistik dönemde Galat boylarından Tektosag’ların başkenti olan Ankara, Roma döneminde taşra örgütünün başkenti, Bizans döneminde imparatorların konakladığı önemli bir kent, Osmanlı döneminde ise Anadolu Eyaleti’nin merkezi olmuştur. 

İlk kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, kent çevresinde yapılan araştırmalarda bulunan tarih-öncesi izler, şehrin insanoğlunun yerleşik düzene geçtiği dönemlerde kurulduğunu göstermektedir. 

Buluntular ve araştırmacıların yaptıkları incelemeler, Ankara’da Hititlerin, Friglerin, Lidyalıların ve Galatların yaşamış olduklarını göstermektedir. Şehrin yerleşik düzeni çok eskilere dayanmasına rağmen tarihi, ancak; Hitit devrinden itibaren takip edilebilmektedir. 

Ankara’nın doğusunda bulunan Çorum ili sınırları içinde Boğazköy’de (Hattuşa) yapılan kazılarda, şehirle ilgili önemli ipuçları elde edilmiştir. Bir kısım yabancı tarihçilere göre Hitit eserlerinde sıkça rastlanan Ankuwa, muhtemelen bugünkü Ankara şehrinin bulunduğu yerdedir. 

Hititlerden sonra yöreye Friglerin hakim oldukları görülmektedir. Eski çağ kaynaklarındaki bir efsaneye göre de Ankara’yı büyük Frig kralı Midas kurmuştur. Şehir merkezi Ulus’ta yapılan kazılarda, Friglerin oturduğuna dair kesin bilgiler elde edilmiştir. Frig devletinin yıkılmasında birinci derecede rol oynayan Kimmer istilasından sonra Ankara Lidyalıların eline geçmiştir. Fakat bu hakimiyet Pers kralı Kyros’un bütün Anadolu ile birlikte Ankara’yı da zapt etmesi üzerine çok çabuk sona ermiştir. Aradan iki asır geçtikten sonra Büyük İskender, Anadolu’daki Pers hakimiyetine son vermiştir. 

İmparator Augustos’un Ankara’yı kesin olarak almasından sonra burası bir eyalet olarak gelişmiş, mabetler, pazaryerleri, yollar ve suyolları yapılmıştır. 

Ankara 334–1073 yılları arasında Bizans İmparatorluğu’nun hakimiyeti altında kalmıştır. Bu süre zarfında da Hıristiyanlığın Anadolu’daki önemli bir merkezi olmuştur. VII. yüzyıldaki Sasani akınlarından sonra Araplar şehri bir süre ellerinde tutmuşlardır. 

Ankara’nın kaderi Bizans ordularının Selçuklu Sultanı Alpaslan tarafından 1071 yılında mağlup edilmesiyle sonuçlanan Malazgirt Meydan Muharebesi ile tayin edilmiştir. Bu galibiyet sonucunda şehir Türklerin eline geçmiştir. Ankara’nın Türklerin eline geçmesi son derece önemlidir. Çünkü Ankara Kalesi askeri bakımdan önemli bir konumdaydı. Diğer taraftan, Ege liman kentlerinden başlayarak Mezopotamya ve diğer doğu ülkelerine kadar uzanan önemli yollar üzerinde bulunan bölge, aynı zamanda doğal kaynaklar açısından da zengindi. 

Ankara’nın en parlak devri Alâaddin Keykubat zamanıdır. Bu dönemde şehir askeri bakımdan tahkim edilmiş, cami ve medrese gibi dini ve ilmi eserlerle de imar edilmiştir. 

Selçuklu sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında şehir Moğolların istilasına uğramış, tüm çabalara rağmen istilanın önüne geçilememiştir. Sultan Gıyasettin Keyhüsrev Moğol saldırıları karşısında Ankara Kalesine sığınmıştır. Moğol saldırıları sonunda Selçuklu devleti zayıf düşmüş ve bu durum Anadolu’nun İlhanlılar devletinin egemenliği altına girmesine kadar sürmüştür. Ankara bir süre İlhanlıların gönderdiği valilerin, sonra da Eretna oğullarının yönetimi altında kalmıştır. 1354 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa, şehri Osmanlı ülkesine katmıştır. Yıldırım Beyazıt devrine kadar önemli bir olay olmamıştır. Ankara Savaşı’ndan sonra şehrin kaderi de değişmiştir. Timur Ankara’dan ayrıldığı sırada, Yıldırım Beyazıt’ın oğlu Mehmet Çelebi padişahlığını ilan etmiş ve böylece Ankara’yı da almıştır. 

Kanuni Sultan Süleyman devrinde Anadolu’da bir eyalet örgütü kurulmuş ve Ankara bu Anadolu eyaletlerinden birinin merkezi olmuştur. Şehir 17. y.y. başlarında Celali Ayaklanması sırasında isyancıların eline düşmüştür. II. Mahmut’a isyan eden Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın kısa bir zaman hakimiyetine giren Ankara, tekrar Osmanlıların eline geçmiş ve artık hiçbir istilaya uğramadan bir Osmanlı vilayeti olarak kalmıştır. 

Balkan Savaşı sonunda Rumeli vilayetlerinin çoğunun kaybedilmesiyle, batıdaki Türk sınırları İstanbul’a çok yaklaşmıştı. İstanbul Boğazı’nın ele geçirilmesi de oldukça kolaylaşmıştı. Bu yüzden devlet merkezinin İstanbul’da kalması tehlikeli ve sakıncalı görülerek, başkentin Anadolu içinde başka bir şehre taşınılması düşünülmüştür. Savaş yıllarında en çok saldırı batıdan gelmekteydi ve Ankara bu saldırılara hayli uzak kalıyordu. 27 Aralık 1919 tarihinde, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Heyeti Temsiliyesi” Ankara’ya gelerek 29 Aralık 1919’da yayımlanan bir tebliğ ile bütün mebuslara toplantının Ankara’da yapılacağını duyurmuştur. Bu genelgeden sonra 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin merkezi Ankara olarak ilan edilmiştir. 13 Ekim 1923 tarihinde çıkarılan bir kanun ile Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. 

Başkent seçildiği yıllarda Ankara çok az sayıda binası olan küçük, yoksul ve çorak bir şehirdi. İstiklal Savaşımızın hazırlanıp sevk ve idare edildiği bir merkez olarak Milli Mücadelemizin sembolü haline gelen bu tarihi şehir, 29 Ekim 1923 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra, giderek büyümüş, yepyeni, büyük ve modern bir görünüm kazanmıştır.

Eğitim

1- OKUL ÖNCESİ EĞİTİM-İLKÖĞRETİM VE ORTAÖĞRETİM

2013 2014 eğitim öğretim yılı itibariyle 283 bağımsız anaokulu, 814 ilkokul, 636 ortaokul, 517 ortaöğretim okulu olmak üzere toplam 2.250 okul bulunmaktadır. 

Okullarımızda okul öncesinde 63.356, ilkokulda 310.529, ortaokulda 299.076, ortaöğretimde 270.755 öğrenci olmak üzere toplam olarak 943.716 öğrenci öğrenim görmektedir. 

Bu kurumların okul öncesi bölümünde 3.587, ilkokulda 18.084, ortaokulda 16.033, ortaöğretim bölümünde 20.040 olmak üzere toplam 55.614 öğretmen görev yapmaktadır. 

2- YÜKSEK ÖĞRETİM KURUMLARI ÜNİVERSİTELER

 
Devlet Üniversiteleri
Ankara ÜniversitesiDe Gaulle Caddesi Tandoğan • Tel: 212 60 40
Gazi ÜniversitesiTeknik Okullar-Beşevler • Tel: 212 66 40- 202 20 00
Orta Doğu Teknik ÜniversitesiEskişehir Yolu • Tel: 210 20 00
Ankara Sosyal Bilimler ÜniversitesiHükümet Caddesi No:2 Ulus • Tel: 596 44 44
Hacettepe ÜniversitesiBeytepe Yerleşkesi - Tel: 305 50 50 
Merkez Yerleşkesi -Tel: 305 50 50
Yıldırım Beyazıt ÜniversitesiÇankırı Cad. Çiçek Sok. No: 3 Altındağ 
• Tel: 324 15 55 / 01
Vakıf Üniversiteleri
Atılım ÜniversitesiKızılcaşar Köyü, İncek, Gölbaşı Tel: 586 80 00
Bilkent ÜniversitesiBilkent / Ankara Tel: 290 40 00 Faks: 266 41 27
Başkent ÜniversitesiBağlıca Yerleşkesi, Eskişehir Yolu 20 km • Tel: 246 66 66
Çankaya ÜniversitesiÖğretmenler Cad. No: 14/2 100. Yıl- Balgat • Tel: 284 45 00
İpek ÜniversitesiTuran Güneş Bulvarı, 648 Cad. Oran - Çankaya • Tel: 470 00 00
TOBB Ekonomi ve Teknoloji ÜniversitesiSöğütözü Cad. No: 43, Söğütözü • Tel: 292 40 00
Türk Hava Kurumu ÜniversitesiBahçekapı Mah. Okul Sok. No:11 Etimesgut • Tel: 444 84 58
Yüksek İhtisas ÜniversitesiBağlum Bulvarı No:1 Keçiören Tel: 306 17 94
Ufuk ÜniversitesiMevlana Bulvarı No: 86 Balgat Tel: 284 77 77
Turgut Özal ÜniversitesiGazze Cad. No: 7 Etlik-Keçiören • Tel: 551 50 00
TED ÜniversitesiZiya Gökalp Cad. No: 48 Kolej - Çankaya • Tel: 585 00 00- 431 83 38 – 418 41 47
Akademiler
Gülhane Askeri Tıp AkademisiTevfik Sağlam Cad. Etlik-Keçiören • Tel: 304 20 00
Kara Harb OkuluDikmen Caddesi / Çankaya • Tel: 417 51 90
Polis AkademisiNecatibey Cad. No: 108 Anıttepe • Tel: 231 78 40
Devlet Konservatuvarı
Hacettepe Üniversitesi Devlet KonservatuarıBeşevler • Tel: 212 62 10